23 Ağustos 2011 Salı

“Ecinniler-Rusça Katiplar ve Onları Okuyanlarla Maceralar”

Akademisyen, roman kahramanları arasına karışırsa!

“Ecinniler-Rusça Katiplar ve Onları Okuyanlarla Maceralar” , New York’ta doğan, Stanford Üniversitesi’nde karşılaştırmalı edebiyat doktorası yapan Elif Batuman’ın ilk kitabı.

Öyle sadece akademisyenler için yazılmış görünen, karmaşık kuramsal ifadeler, içinden çıkılması zor çeviri cümlelerle okuru bunaltan kitaplardan değil. Tersine eğlenceli, bilgilendirici.

5 Ağustos 2011 Cuma

'Pop roman' yıldızı Elif Şafak / Flaubert ‘Madam Bovary’ pozu verseydi!..

Elif Şafak’ın son kitabı İskender, kapağında yazarın “erkek kılığında” bir fotoğrafıyla raflarda. Şafak kitabının kapağında erkek suretinde görünürken; Ayşe Arman’a verdiği röportajda ise tersine tuvaletler giymiş, buğulu bakışlı kadın fotoğraflarıyla tanıtım kampanyasını yürütüyor. Sonra bakıyorsunuz, Ramazan vesilesiyle bir TV programında -Mercan Dede ve arka planda bir semazen eşliğinde- Aşk’tan bölümler okuyor...

29 Temmuz 2011 Cuma

Murathan Mungan'dan: Şairin Romanı/ “Şair”in “romancı” olarak “uzun rüya”sı

Murathan Mungan’ın “Şairin Romanı”, “şair”in kadim zamanlarda geçen ütopyasının romanı. Kitap yayımlandığında hemen okumaya başladım, ancak kesintisiz okuma olanağı bulamadığından bıraktım. Meclis tatile girdikten sonra yeniden kitabı elime aldım ve kendimi Mungan’ın o görkemli söz-sözcük-hayal şölenlerine bıraktım. Kitabı bitirdikten, cinayetlerin esrarının çözülmesinden sonra geriye dönüp bazı bölümleri yeniden okudum. Ne de olsa, “İnsan hayatı hayal ile hakikat arasında kestirme yollar aramakla geçiyor”. Bazen bu “kestirme yollara” kolayca sapıveriyor okur...

15 Temmuz 2011 Cuma

Montparnasse’lı Kiki

“Sefalet”le “sefahat” arasında bir hayat


Fotoğrafseverler 20. yüzyılın en önemli fotoğrafçılarından Man Ray’ın bir kadının sırtını viyolonsele çevirdiği ünlü fotoğrafı bilirler. İşte “Montparnasse’lı Kiki”, bu fotoğrafın modeli. Sadece onun mu? Man Ray’ın birçok fotoğrafının yanısıra Kisling, Foujita, Utrillo ve Leger gibi sanatçıların da modeli olarak resim tarihinde önemli bir yeri var. Kiki, 1920’lerin Montparnasse’ında birinci ve ikinci dünya savaşları arasında bohem sanat çevreleri içinde döneminin en önemli kadın karakterleri arasında yer alıyor. Uzun yıllar Man Ray’ın sevgilisi olan Kiki; sadece fotoğrafçıların, ressamların “model”i değil, döneminin “daha fazla” özgürlük arayışındaki kadınları için de öncü bir “model” olmuş...

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Ahmet Ümit’ten İstanbul Hatırası

İstanbul’u cinayetlerle savunmak

Polisiye yazarı Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası, İstanbul’a bir güzelleme. Dan Brown’un romanlarını çağrıştıran bu kitap, yazarın İstanbul’a bir “sevgi, saygı” armağanı. İstanbul’un talan edilmesine “edebi” bir isyan. “Şehir adına alınan bir intikam”ın romanı...

29 Haziran 2011 Çarşamba

Faulkner’dan Ses ve Öfke

William Faulknerın Ses ve Öfke romanı, 20. yüzyılın çağdaş Amerikan edebiyatının klasiklerinden. Sıradan insanların büyük trajedilerinin romanı. Nobelli yazar, bu kitabı birkaç kez yazmış. Romanın ilk bölümü, okur için sınav anlamı taşıyor. Bu bölümün zorlu, kafa karıştırıcı sayfaları aşılıp, ikinci bölüme geçildiğinde kitap açılıyor. Okumak, kavramak, anlamak biraz daha kolaylaşıyor. Ama sadece biraz!

20 Haziran 2011 Pazartesi

D. H. Lawrence'dan "Gökkuşağı"


'Yağmur'la 'güneş', 'ateş'le 'kül' arasında


Lawrence'ın başyapıtlarından biri olarak değerlendirilen Gökkuşağı, yazılışından 91 yıl sonra hâlâ taze, hâlâ canlı, hâlâ inandırıcı, sağlam bir roman.




Eğer son günlerde seçtiğiniz kitaplar nedeniyle arka arkaya düş kırıklıkları yaşadıysanız; hemen kitaplığınızdan D.H. Lawrence'ın Gökkuşağı'nı indirebilirsiniz, ya da bir kitapçıya gidip satın alabilirsiniz. Klasikler, okur düş kırıklarına her zaman iyi gelir. D.H.Lawrence, sevginin, sevecenliğin, cinselliğin, "canlı" kadın-erkek bedenlerinin yazarı. 19. yüzyılın daha çok sınıf çelişkilerine dayalı aşk romanlarında kahramanların bedenleri yok gibidir. Büyük romantik aşklarla ruhlar gökyüzüne doğru kanatlanırken, bedenler çoğu kez aşağıda unutulmuş görünürdü. Hayatta nasıl yatak odasının kapısı sıkı sıkıya kapalı tutuluyorsa, edebiyatta da öyleydi. D.H.Lawrence, bu kapıyı açtı. Hem de sonuna kadar. Stendhal romanın "yol boyunca gezdirilen ayna" olduğunu söyler ya; Lawrence bu "ayna"yı cesaretle, döneminin ahlak kurallarına meydan okuyarak kadın erkek cinselliği üzerine tuttu.